
Fuad: (Farsça) 1.Kalp, yürek anlamındadır 2. Anne karnında ceninin kalbinin ilk atışıdır.
Kün : Yaratıcının “ol” emridir.
Yaşadığını hissedebildiği ölçüde vardır insan. Hayatı hissedebildiği müddetçe haberdardır kendinden.
Bunun için duyulara başvurur. Göze, kulağa, buruna, dile, ayağa, kulağa… Hissettiği ölçüde – yaşadığını bilmenin iki temeli- zamanı ve mekânı algılar.
Ve aslında görmeden, dokunmadan, tatmadan çok; çoğu kez duymadan inanamaz insan. İşittiği sürece ikna ve dâhil olur yaşama. Ve bundandır sağır doğmuş olanların, ses verebildiği halde konuşamaması. Ve ses alamadıklarındandır sağır ve dilsizlerin - diğer duyu noksanlığına sahip olanlardan daha çok- öylece izlemek zorunda kalmaları…
Ses ki haberdir insana ve haber göndermesi için aracıdır. Ses ki ritimleri, melodiyi, müziği meydana getirir. Sayfalarca anlatılacak olanı dakikalara sığdırıverir. Olduğu yerde hayat, olmadığı yerde ölümdür. Ölüm sessizliği değil midir yaşamdan uzak? Ve en çok da “çıt çıkmıyor”sa çalmaz mı tehlike çanları?
Ve bu yüzden ritmiktir melodiktir hayat. Rüzgarın uğultusu, yaprakların kımıldaması, bir bebeğin uyurkenki nefesi, katreye düşen yağmur damlası… her biri hayattır ve seslidir. Yani hayat seslerin cümlesidir, ritmiktir. Bu ritmik hayat, tek vuruşluk bir emrin eseridir.
KÜN!
“Göklerin ve yerin mübdi’idir. (Onları önceden hiçbir örneği bulunmaksızın yaratandır.) Bir şeyin olmasını isteyince ona sadece ol der, o da oluverir. ”(Bakara Sûresi, 117)
Tek vuruşluk bir emirdir hayatın özü. Ve bu, her an tekrarlanır durur. Yaratıcı, emrini yarattıklarının vücut buluşunda tekrarlar. Duyabilen ruhlara “Kün!” sestir. Ve ses, yaşamın tam da kendisidir.
İnsanınsa en temel ritmi, kalbindedir. Nabızdır, “hayatta olma”nın çizgisini çizen. Ve nabız, tek vuruştan oluşan ritimlerdir, böylece taşır insanı hayata. Ona canlılık özelliği atfeder.
Ve Fuad… Bir pıhtının ilk “kün” emrine itaatidir. İlk selam, ilk variyet izi, ilk eşik… kalemle okumaya talip olmuş ilk ses. Ve nüfus kütüğüne bir kalemin darbesiyle resmiyet kazanacak olan, beşere dönüşecek olandır.
Fuad, ete kemiğe bürünecek alağın ilk “tek vuruşluk” ritmidir.
Ve insan “tek vuruşluk” ritimler topluluğudur. Son vuruşta “gök kubbede hoş bir seda” bırakma çabasında… yani Son Vuruştur, Fuad’ın dönüşümünü tamamlayan… Fuad, tonlardan, desibellerden, baslardan, tizlerden geçer de bir “es” ile son bulur, yeniden “kün” emrini beklemek için…
Kün : Yaratıcının “ol” emridir.
Yaşadığını hissedebildiği ölçüde vardır insan. Hayatı hissedebildiği müddetçe haberdardır kendinden.
Bunun için duyulara başvurur. Göze, kulağa, buruna, dile, ayağa, kulağa… Hissettiği ölçüde – yaşadığını bilmenin iki temeli- zamanı ve mekânı algılar.
Ve aslında görmeden, dokunmadan, tatmadan çok; çoğu kez duymadan inanamaz insan. İşittiği sürece ikna ve dâhil olur yaşama. Ve bundandır sağır doğmuş olanların, ses verebildiği halde konuşamaması. Ve ses alamadıklarındandır sağır ve dilsizlerin - diğer duyu noksanlığına sahip olanlardan daha çok- öylece izlemek zorunda kalmaları…
Ses ki haberdir insana ve haber göndermesi için aracıdır. Ses ki ritimleri, melodiyi, müziği meydana getirir. Sayfalarca anlatılacak olanı dakikalara sığdırıverir. Olduğu yerde hayat, olmadığı yerde ölümdür. Ölüm sessizliği değil midir yaşamdan uzak? Ve en çok da “çıt çıkmıyor”sa çalmaz mı tehlike çanları?
Ve bu yüzden ritmiktir melodiktir hayat. Rüzgarın uğultusu, yaprakların kımıldaması, bir bebeğin uyurkenki nefesi, katreye düşen yağmur damlası… her biri hayattır ve seslidir. Yani hayat seslerin cümlesidir, ritmiktir. Bu ritmik hayat, tek vuruşluk bir emrin eseridir.
KÜN!
“Göklerin ve yerin mübdi’idir. (Onları önceden hiçbir örneği bulunmaksızın yaratandır.) Bir şeyin olmasını isteyince ona sadece ol der, o da oluverir. ”(Bakara Sûresi, 117)
Tek vuruşluk bir emirdir hayatın özü. Ve bu, her an tekrarlanır durur. Yaratıcı, emrini yarattıklarının vücut buluşunda tekrarlar. Duyabilen ruhlara “Kün!” sestir. Ve ses, yaşamın tam da kendisidir.
İnsanınsa en temel ritmi, kalbindedir. Nabızdır, “hayatta olma”nın çizgisini çizen. Ve nabız, tek vuruştan oluşan ritimlerdir, böylece taşır insanı hayata. Ona canlılık özelliği atfeder.
Ve Fuad… Bir pıhtının ilk “kün” emrine itaatidir. İlk selam, ilk variyet izi, ilk eşik… kalemle okumaya talip olmuş ilk ses. Ve nüfus kütüğüne bir kalemin darbesiyle resmiyet kazanacak olan, beşere dönüşecek olandır.
Fuad, ete kemiğe bürünecek alağın ilk “tek vuruşluk” ritmidir.
Ve insan “tek vuruşluk” ritimler topluluğudur. Son vuruşta “gök kubbede hoş bir seda” bırakma çabasında… yani Son Vuruştur, Fuad’ın dönüşümünü tamamlayan… Fuad, tonlardan, desibellerden, baslardan, tizlerden geçer de bir “es” ile son bulur, yeniden “kün” emrini beklemek için…