
İlköğretimde Çocuk Ve Kitap
İlköğretim, kişinin öğretimle tanıştığı yerdir. Çocuk; bilgiyle, kitapla, kalemle, harfle, burada karşılaşır. Ve bu ilk tanışma bireyin entelektüel yaşamının yanı sıra hayata bakış açısının da temellerinin atılacağı bir tanışmadır.
Okulla birlikte çocuğun hayatına istesin ya da istemesin kitaplar girer. İlköğretimde, birkaç istisna dışında çocukların kitabı sevmemesi mümkün değildir. Bir takım aile alışkanlığı, kişisel kaynaklı mesafeleri saymazsak, ilköğretim; çocuğunun kitapla en barışık olduğu dönemlerden bir tanesidir.
Çocukların yaşlarına göre kitaplardan beklentileri farklıdır. Ancak genel olarak kendisiyle örtüşebilecek bir başka dünyada kendi iradelerinin hükmünü sürmek isterler. Aslında bir yetişkinin de en temel beklentisi olan bu istek, onlar için de geçerlidir, tek fark ise kitabı kurguladıkları dünyanın sıradan bir parçası olarak benimsemeleri ve bir basamak olarak kullanmalarıdır. Bu anlamda kitap, çocuğun hayatı içerisinde bir nevi Süpermen karakterinin kıyafetlerini değiştirerek bambaşka bir insan olarak çıktığı telefon kulübesine benzer. Kendisine gerçek hayatta gerçekleştirmediği sınırsız alanlar, her şeyi gerçekleştirebilecek gücü verir. Bu anlamda örnek verilebilecek birçok eser vardır şüphesiz. Ancak “Küçük Prens” bunlar arasında ilk akla geleceklerdendir. Fransız yazarın, bir çocuğun gözünden yetişkin dünyasını anlattığı bu eser, bugün yetişkinlerin bile başucu kitabı olma unvanını, her insanın bu çocukluk devresinden mutlaka geçmiş olması sayesinde kazanmıştır.
Bu açıdan çocuklar için yazmak, hem basit bir şartı hem de süreç içerisinde ortaya çıkabilecek birçok hassas kriteri sağlamayı gerektirmektedir. Onları anlayabilmek için onların dönemlerindeki deneyimleri hatırlayabilmek gerekir. Bunu içinde belki güçlü bir hafızadan ziyade o dönemlerden bugünlere var olagelmiş bir hassasiyetle çevreyi izleyebilmek gerekir.
Bunun yanında kullanılacak üslup da basit ancak işlevsel olmalıdır. Kısa ancak özlü öyküler onların hem hayal dünyalarını kısıtlamaz hem de sıkılmalarına engel olur. Ancak daha küçük yaş grupları için bazen geniş tasvirler, panaromik anlatımlar daha etkili olabilir. Yine de detaylarda bile uzun cümleler kullanmak küçük okuyucuları sıkabilir.
Kullanılacak olan dil, her ne kadar basit gramer bilgisi ve yaygın kelimelerden oluşacak olsa da anlatılacakların bel kemiğini teşkil eder. Kullanımı ne kadar yaygın olursa olsun yabancı kökenli kelimelerden ziyade bunların Türkçe karşılıklarını kullanmak daha anlamlı olacaktır. Gerekirse bu bilinmeyen ve yaygın olmayan kelimelerin anlamları parantez içinde açıklanmalı, çocukların bu kelimeleri bir şekilde kazanmalarına yardımcı olunmalıdır.
Öyküler ya da kısa hikâyelerden çıkarılması gereken sonuç, çocuğun adeta gözüne sokarcasına, çok net ve öykünün bütününden bağımsız ve sırıtacak şekilde sunulmamalıdır. Verilmek istenen mesajın olayların bütününe yayılarak kullanılması, böylece mesaja, çocuğun farkında olmadan ulaşmasının sağlanması daha sağlıklı bir yöntemdir.
İlköğretim çocuğu, her ne kadar somut işlemler döneminde olsa da sunulacak öykülerin hayal dünyalarını genişletecek donanımda mekan, zaman ve karakterler içermesinde fayda vardır. Bunun için özellikle 4-6 yaş arası çocuklarla konuşmak, onları sorularla yönlendirmek suretiyle, nasıl hayal kurduklarını, nasıl bir dünyada rahat edebileceklerinin anlaşılması, yazarlar için kolaylaştırıcı bir yöntem olabilir.
Özellikle Anadolu gibi çok çeşitli destanlara ev sahipliği yapmış bu topraklarda, çocuklara sunulabilecek en temel fantastik yazılı yapıtlar destanlarımız olacaktır. Bu anlamda onların hem hayal gücü esnekliği için destek sağlanmış hem de yavaş yavaş tarih, kültür ve millet bilincinin temelleri atılmış olur.
Oluşturulacak kitaplarda anlatılan olayların resmedilmesi, öykülerin görsel öğelerle desteklenmesi de önemlidir. Böylece çocukların kolayca dikkatlerinin toplanması sağlanmış olur. Bu anlamda çizgilerin, konturların daha yuvarlak, renklerin seçimininse daha sıcak ve çarpıcı renkler seçilmesinde yarar vardır. Ayrıca bilinenin dışına çıkmak da çocuklara ilginç gelebilir. Mesela, bir bahar tasviri resminde güneş sarı yerine yeşil ile renklendirilebilir.
Bir çocuk için kalemi eline almak, yazarların için çoğu kez zorlayıcı ancak eğlenceli bir süreç olacaktır. Çünkü reel değerler ve bir takım rakamların dışında, kendi çocukluğunda dolaşmak, eğlenceli bir nostalji yapmak, belki bir terapi işlevi bile görebilir.
İlköğretim, kişinin öğretimle tanıştığı yerdir. Çocuk; bilgiyle, kitapla, kalemle, harfle, burada karşılaşır. Ve bu ilk tanışma bireyin entelektüel yaşamının yanı sıra hayata bakış açısının da temellerinin atılacağı bir tanışmadır.
Okulla birlikte çocuğun hayatına istesin ya da istemesin kitaplar girer. İlköğretimde, birkaç istisna dışında çocukların kitabı sevmemesi mümkün değildir. Bir takım aile alışkanlığı, kişisel kaynaklı mesafeleri saymazsak, ilköğretim; çocuğunun kitapla en barışık olduğu dönemlerden bir tanesidir.
Çocukların yaşlarına göre kitaplardan beklentileri farklıdır. Ancak genel olarak kendisiyle örtüşebilecek bir başka dünyada kendi iradelerinin hükmünü sürmek isterler. Aslında bir yetişkinin de en temel beklentisi olan bu istek, onlar için de geçerlidir, tek fark ise kitabı kurguladıkları dünyanın sıradan bir parçası olarak benimsemeleri ve bir basamak olarak kullanmalarıdır. Bu anlamda kitap, çocuğun hayatı içerisinde bir nevi Süpermen karakterinin kıyafetlerini değiştirerek bambaşka bir insan olarak çıktığı telefon kulübesine benzer. Kendisine gerçek hayatta gerçekleştirmediği sınırsız alanlar, her şeyi gerçekleştirebilecek gücü verir. Bu anlamda örnek verilebilecek birçok eser vardır şüphesiz. Ancak “Küçük Prens” bunlar arasında ilk akla geleceklerdendir. Fransız yazarın, bir çocuğun gözünden yetişkin dünyasını anlattığı bu eser, bugün yetişkinlerin bile başucu kitabı olma unvanını, her insanın bu çocukluk devresinden mutlaka geçmiş olması sayesinde kazanmıştır.
Bu açıdan çocuklar için yazmak, hem basit bir şartı hem de süreç içerisinde ortaya çıkabilecek birçok hassas kriteri sağlamayı gerektirmektedir. Onları anlayabilmek için onların dönemlerindeki deneyimleri hatırlayabilmek gerekir. Bunu içinde belki güçlü bir hafızadan ziyade o dönemlerden bugünlere var olagelmiş bir hassasiyetle çevreyi izleyebilmek gerekir.
Bunun yanında kullanılacak üslup da basit ancak işlevsel olmalıdır. Kısa ancak özlü öyküler onların hem hayal dünyalarını kısıtlamaz hem de sıkılmalarına engel olur. Ancak daha küçük yaş grupları için bazen geniş tasvirler, panaromik anlatımlar daha etkili olabilir. Yine de detaylarda bile uzun cümleler kullanmak küçük okuyucuları sıkabilir.
Kullanılacak olan dil, her ne kadar basit gramer bilgisi ve yaygın kelimelerden oluşacak olsa da anlatılacakların bel kemiğini teşkil eder. Kullanımı ne kadar yaygın olursa olsun yabancı kökenli kelimelerden ziyade bunların Türkçe karşılıklarını kullanmak daha anlamlı olacaktır. Gerekirse bu bilinmeyen ve yaygın olmayan kelimelerin anlamları parantez içinde açıklanmalı, çocukların bu kelimeleri bir şekilde kazanmalarına yardımcı olunmalıdır.
Öyküler ya da kısa hikâyelerden çıkarılması gereken sonuç, çocuğun adeta gözüne sokarcasına, çok net ve öykünün bütününden bağımsız ve sırıtacak şekilde sunulmamalıdır. Verilmek istenen mesajın olayların bütününe yayılarak kullanılması, böylece mesaja, çocuğun farkında olmadan ulaşmasının sağlanması daha sağlıklı bir yöntemdir.
İlköğretim çocuğu, her ne kadar somut işlemler döneminde olsa da sunulacak öykülerin hayal dünyalarını genişletecek donanımda mekan, zaman ve karakterler içermesinde fayda vardır. Bunun için özellikle 4-6 yaş arası çocuklarla konuşmak, onları sorularla yönlendirmek suretiyle, nasıl hayal kurduklarını, nasıl bir dünyada rahat edebileceklerinin anlaşılması, yazarlar için kolaylaştırıcı bir yöntem olabilir.
Özellikle Anadolu gibi çok çeşitli destanlara ev sahipliği yapmış bu topraklarda, çocuklara sunulabilecek en temel fantastik yazılı yapıtlar destanlarımız olacaktır. Bu anlamda onların hem hayal gücü esnekliği için destek sağlanmış hem de yavaş yavaş tarih, kültür ve millet bilincinin temelleri atılmış olur.
Oluşturulacak kitaplarda anlatılan olayların resmedilmesi, öykülerin görsel öğelerle desteklenmesi de önemlidir. Böylece çocukların kolayca dikkatlerinin toplanması sağlanmış olur. Bu anlamda çizgilerin, konturların daha yuvarlak, renklerin seçimininse daha sıcak ve çarpıcı renkler seçilmesinde yarar vardır. Ayrıca bilinenin dışına çıkmak da çocuklara ilginç gelebilir. Mesela, bir bahar tasviri resminde güneş sarı yerine yeşil ile renklendirilebilir.
Bir çocuk için kalemi eline almak, yazarların için çoğu kez zorlayıcı ancak eğlenceli bir süreç olacaktır. Çünkü reel değerler ve bir takım rakamların dışında, kendi çocukluğunda dolaşmak, eğlenceli bir nostalji yapmak, belki bir terapi işlevi bile görebilir.