
Tuhaftır… Nicedir terminalin önünden geçerken “unutulmuşluk” hissi uyanıyor bende… Sanki birilerini otobüsü kalkmış, hatta yol almışlarda beni unutmuşlar gibi…
Ya da gecenin sessizliğini bozan hava limanına iniş için sinyaller veren ve derinden gelen bir uçak motorunun sesi… Terk edilmişlik hissi uyandırıyor.. Sanki geç kalmışım da uçağı kaçırmışım gibi..
Elbette kendimi referans almayacağım… Psikolojisi düzgün biri değilim, evet… Ama sanmıyorum ki bu duyumsadıklarım hepten kişisel şeyler olsun… Mesela; filmlerin çoğunda “uzak”lık ya da “veda” algısını oluşturabilmek için tren rayları gözüne sokulur seyircinin… Ya da tramvayın hareket zili… Yani bir “ulaşım” aracı homurtusu…
Çünkü uzaklaşan herhangi bir araç – motorsuz olanlarda dahil- unutulmuş hissi uyandırıyor biraz… Ve “sonsuzluk” algısını doğuştan getirdiğini sanan insan, en çok da bu “”son”lu lahzalarda hezeyana uğruyor…
Terk etmek de unutulmuşluğa ya da terk edilmişliğe benzer aslında… O an itibariyle ayrıldığınız – geride bıraktığınız şey- sanki, gelecek zamanlardan birinde hatırınıza düşüpte canınızı sıkacaktır. Herhangi bir mekan, bir insan, bir kent, bir düşünce, aynadaki bir görüntü, kırıklarını aldırdığımız saçın “kırık”ları, günün son ışıkları… Farkında olmadan terk ettiğimiz şeylerden bazıları…
Terk edip giden de terk edilenler kadar ziyandır aslında. En azından ilk ya da son tahlilde … Mesela, gelecek planların öznesi olan o ölümsüz(!) sevgili, sabah karşı güneşe mağlup olmuş ay ışığı, belediyece kaldırılmış çöp konteynırı, vapurda eskortluk yapan martı….
Herkes, her şey illa bir şekilde terk eder, terk edilir… Bunu zamana da mal etsek, modern çağın dinamik sistemidir de desek, kaçınılmaz bir “ Ayrılıklar Yumağı’nın merkezindeyizdir…
Ama ille de kalan olmak zordur. Terk edilen zamanın ve mekanın emanetçisi olmak… arkadan bakmak, “yok”luğu fark eden ilk taraf olmak…. Bu böyle devam eder ve bir acıterasy acıterasyon silsilesidir, sürer gider… Postmodernizmin lanetlediği “sabit”lik duygusu üzerine çeşitli arabesk motifler kombine edilir…
Oysa limanlardır gemileri gemi yapan… Bir bakıma “vefa” kelimesine ihanet etmeyen taraftır kalan… Gidenin ardı sıra bıraktığı bir düzine hatayı telafi etme lüksüne sahip olandır….
Göçebe Türklere ilk ev sahipliği yapan bilgenin evidir… Köklenmenin ve bulunduğu mekanın “insan”ı olmanın ismidir…. Dahası bir ismi olabileceklerin sıfatıdır… Sonu gelmez yolculukların son limanı, elde kalan son alandır “kalan”...