
MEKAN
isteklerimiz kadar esir, vazgeçebildiklerimiz kadar hürüz. algısal dünyamızda üç boyutlu madde anlayışımız bir de zaman var. bir sonraki de "mekan algısı" olabilir. beşinci boyut...
TUTKU
bulunulan mekan, en az öneme sahip, en güçsüz etkenmiş gibi görünse de aslında sînelerdeki aitlik- sahiplik denklemine en yakın noktadır. bir yerin müptelası olmak esir olduklarınız arasında en yoğun duyduğunuz şeydir aslında. belki son tahlilde aşk bile bir mekana ait olma hissi karşısında mağlubiyet yaşayabilir.
FATİH
"Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul'u..."
Sultan Mehmet bir komutanın toprak sevdasından, "kızıl elma" ülküsünden ziyade önüne geçilmez bir mekan tutkusuyla sarfetmiştir bu cümleyi...
Herkesin var bir kimsesi. Hiç kimsesiz kaldım medet, Kimsesizler Kimsesi...` derken bile bir şehr-i şehir sevdasının sıcaklığını umut ederek yalvarmıştır.
ŞİİR
İstanbul'a sözlüklerde bir anlam tayin etmek gerekirse muhtemelen en çok "şiir" kelimesiyle karşılaşılacaktır. şiir ve İstanbul kelimeleri hemen hemen her dilde doğrudan ya da dolaylı olarak, bir noktada kesişecektir. şiir dediğimiz şeyde ne kadar İstanbul aranırsa, İstanbul dediğimiz şeyde de o kadar şiir bulunacakatır...
KADIN
ve birçok şiirde güzel, vefasız bir kadındır İstanbul... güzelliği İstanbul olmasından vefasızlığı çok sevgilisi bulunmasından ileri gelir. bir nevi uğruna "er meydanı" kurulan bir dilberdir... ki aynı er meydanının anlamını da içine alan...
İYİ, GÜZEL AMA...
"güzel yerdir ama..."
Fatih'ce ve şairce sevmek başkadır, "güzel" sıfatından sonra "ama" bağlacı eklemek başka... şehir demek başkadır, memleket demek başka, şehr-i şehir demek bambaşka...
BEKÂ
Fatih'ten önce Fatih'ten bu yana ve bundan sonra... o dilber kimseye kalmadı, ne Konstantin ne Fatih ne Kanuni... İstanbul dahi bakî kalmayacaktır, evet!... ne acı ve ne hoş...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder