Halkadır dünü yarına bağlayan… Bizi kendimize, gündüzü geceye, hastalığı sağlığa, siyahı beyaza, kalbi akla, susmayı haykırmaya…Halkadır başı sona, sonu başa bağlayan, dönüşümlü kılan… Zamanı tüm karışık denklemlerden kurtaran, kotaran…
Ve “halka”yla yoğrulup “halka” addedilmiş insan, doğasında zaten var olan bu durumu zorlanmadan kabullenir. Bilinen tüm “iyi” ve “kötü”leri tüm “olur” ve “olmaz”ları kendinde toplayan insan, bu hâllerin her birinden diğerine kısa zamanda geçebilir. Yani halkayı kolayca tamamlayabilir, dahası bulunduğu ekseni fark etmeksizin yoluna devam edebilir.
Işığın deydiği ve gözün yorumladığı ne kadar renk varsa o kadar hâl vardır. Ton farklılığı ayrımında bile aynı hâlin başka versiyonları yaşanır. Renkten renge geçiş bu halkaya Telvin denir.
Telvin ki sürekliliktir, sağlam bir delildir. Farktır, ayrımdır, “yeni”dir. Çoğu kez ebrudur, ebrulî düştür. Tabladaki farklı farklı renkten çeşit çeşit ebrudur her bir insan. Yani her birey mizacına uygun olan renkleri kaynaştırır ve su üstünde yüzdürür. Buradaki çeşitlilik ve çeşitlilikteki değişimdir telvin. Zamandan bağımsız periyodik ya da sabit değişimlerdir renkleri kaynaştıran, ayrıştıran. Kişi fırçayı alıp kendi suyunda dağıtabildiği kadar renklerini o ölçüde dağıtır ve toplar duyuşlarını.
Kırmızı kadar koyudur tutku… Koyulaştıkça kan rengi bir bağ olur tüm kopkoyu duygularda. Açıldıkça pembe düşler kurdurur, düşündürür, sakinleştirir.
Sarı kadar sabittir sadakat… Bağlanmak, bağımlılık oluşturmak…
Mavi kadar özgürdür düşünce... Kayıtsız, bağımsız, kendi hâlince… Koyulaştıkça lacivert bir seyyah, açıldıkça türkuaz bir merak olur.
Yeşil kadar ferahtır huzur… Sarı bir bağımlılık ve mavi bir özgürlükten doğmuştur. Koyulaştıkça yosun yeşili bir korku, açıldıkça fıstık yeşili bir saygıya dönüşür.
Turuncu kadar keskindir öfke… Sarı bir sabitlik ve mavi bir değişkenliğin çalkantısını taşır.
Mor kadar kararlıdır melankoli… Damladığı yerden çıkamayacak gibi yapışkan, özgür bir mavinin, tutkulu kırmızıdan olan şımarık çocuğudur.
Telvin bunlardan birini seçip biriyle yaşamak değil, aralarında geçiş yapmaktır. Ki zaten her âdemoğlu / havvakızı tek birini değil, tekmilini barındırır içinde.
Telvin yaşamaktır. İnsana ait her duygudan miktarınca nasiplenmek, ayarlamak, doz ayarı yapmaktır.
Telvin zamandır. Dördüncü boyutu demlere ayırıp, içteki dünyada renkli takvimlere ulaşmaktır.
Telvin insandır. Doğasında çeşitli “od”lar bulunduran ve her birine “ait” ve “sahip” duygular işe koşan toprak mamulüdür.
Telvin rakstır. Estetik geçişlerle ruhu okşayan, gönlü eğlendiren…
Ve Telvin aşktır. Sayısız renkten sayısız renk oluşturan, yalnızca gönlün emrinde dile gelen, eşanlamlıyı zıt anlamlıya eşit kılan…
Ayşe KARACA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder