Hayat varsayımlar zincirlemesinin gerçekleşebilir ya da gerçekleşmiş kısmıdır. Özgür iradeye sahip her bir ruha sunulmuş çok çeşitli bir seçim listesidir.
Bizler bu listedeki seçimlerimiz doğrultusunda yeni 'yaşam'lar oluşturur ya da varolanlara yön veririz. Yaşam; düşüncedir, kişiliktir bir bakıma bu yönüyle. Seçtiğimiz alternatifler belirler etiketimizi. Seçilenler kadar kaygı, elenilenler kadar 'keşke' taşınır tortulaşmış bilinçlerde ya da bilinçaltlarında! Ya da seçilenlerden yana duyulan haz ve elenilenlere üstünkörü bir bakış, armağan olarak bırakılır takvim yapraklarına...İşte bu noktada mutludur birey. Ve tam bu noktadaki duruma , ancak Ericson'un psikososyal gelişimindeki 'benlik bütünlüğü' kavramı anlam getirebilir. Yani tüm 'elde'ler sonunda ne kadar az 'keşke'niz varsa o kadar bütündür benliğiniz, dolayısıyla vicdan ekseninde doğrudur seçtikleriniz.
Mutlu olmak da, bu bütünlüğü sağlayıp sağlayamamak da görecelidir. Farklı büyüklükte deliklere sahip eleklerde elenen ve elde kalan yönleridir hayatın..Zaten yaşanılanlar, olgular, olaylar hatta zamanın ta kendisi anatomik yapısı aynı duyularda farklı algılanmasından dolayı bile farklılık arz etmektedir. Parmak izi gibidir görüşler, aynı siyasi partiye üye olmanın yetersizliği örneğindeki benzerlik kadardır 'aynı'lıklar...
Çünkü insandır malzeme edilen. Kalıplara sığdırılmak istenen, herhangi bir çatı altında toplanılmaya çalışılan ya da -en basit yoldan- robotlaştırılan, akıldan arındırma yoluna gidilen..Hangi iki insanın tüm fikirleri, duyguları birebir örtüşmüş şimdiye kadar? Bir cisme bile renk olgusu eklenirken ton farklılığının olmadığını hangi teknoloji açıklar? Benim gecem koyu mavi iken şairinki laciverttir! Hangimiz suçlu o zaman? Bakmaktan mı yoksunuz yoksa tıbbi olarak renk ayarlarımızda(!) mı sorun var? Göründüğü kadar kolay mı problemlerin çözümü ya da içimizdekilerden bir kısım mı böyle gösterdi ve tek bir çözümle çıkıverdik işin içinden?
'Aklın yolu birdir' denir. Hangi ilim hangi fen açıklayabilir tek yoldan ulaşılmış bir 'aklın' doğruluk derecesini? İlkokul problemlerimiz bile tek yolla çözülmez. Kaldı ki 'iki kere iki'nin dört ettiği bile bir çarpma işlemi çarpıklığı kadar değildir.
Tüm bir ömürden tutunda günlük yaşam detaylarına kadar her bir insan bir diğerinden farklı olduğunun sinyalini verir. Buna rağmen herhangi bir normdan bahsetmek ya da hayata geçme notu 'çıta'sı koymak, yaşamları baltalamaktır. Konuyu çok yönlü ve derinlemesine düşündüğümüzde bugün dünyayı ne nükleer savaşların ne de biyolojik çatışmaların tehdit etmediğini görebiliriz.Esas mesele, 'standartlaştırma' hevesidir insanları. Kendince akıllı 'bir kaç iyi adam' tarafından organize bir şekilde yürütülen 'fabrika' bir toplum oluşturma çabasıdır. Bunun adı, bir gün 'burcunuza göre ayakkabı numaranızın bulunmasıdır'(!) Başka bir gün ise okuduğunuz kitaba göre oy verdiğiniz siyasi partinin belirlenmesidir (!) Sonuçta da gazete bayilerinden aşina olunulan, gerekli-gereksiz birçok dergideki memleket meselesi (!) anketler çıkar ortaya ! ( buyrun cenaze namazına..)
Maymundan evrimleştiğimize inanan insanlar, 'hümanist' pankartıyla insanı hafife aldıkları kadar ona biçtikleri kalıplar tasarlama yoluna giderler. Yani tüm bu kültür mühendisliği uzmanlarının kökeni, zaten en başta 'insan' gibi eşsiz bir varlığa tesadüfi bir 'protein kompleksi' damgası vurarak 'yaratık'mış hissi verenlere dayanır. Ve bu yaratık ancak belli kriterlere uyum sağlarsa 'insan' olur (!)
Bugün tüm eğitimcilerin birleştiği tek nokta vardır; 'yeniden yapılandırmacılık'. Yani insanın zaten doğuştan getirdiği bilgileri keşfettirme ve bunlar üzerine yenilerini inşa etme. İşte muasır medeniyetler, kendini ifade etme açısından -kalıplara sığabilmeleri için- yontulmamış, herhangi bir 'daraltma' müdahalesine uğramamış, geniş ufuklarda oluşturulabilir. Tolstoy'un ifade ettiği gibi "...İyiyle kötünün ne olduğuna insanaların söyledikleri ve yaptıklarına bakılarak karar verilemez. İlerlemenin kendisi de hakem olamaz, hakem benim yüreğimdir."
Bir toplum, insanlarının kuşbakışı kabiliyeti kadar geniştir, dolayısıyla ilerlemeye açıktır. Ve heterojen bir toplum olmanın avantajını ancak doğruluk frekanslarını sürekli sabit tutmayarak yaşayabilir. Eğitimde olsun, demokraside olsun, sanatta olsun 'standart insan' oluşturma eğilimi son derece yanlıştır. Bunun için önce bireyin kendisi tarafsız vicdan muhasebeleri yapmalıdır. Ve unutulmamalıdır ki insanlar aynı fabrikanın, aynı ürününün seri numarası farkı kadar farklılık göstermez.
Ayşe KARACA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder