7 Temmuz 2008 Pazartesi

Fragman

Yaradılış, toprakla başladı. Su ile beslenip ateş ile harlandı ve her bir organizma birbirlerinin doğasıyla çelişki gösteren ama bir o kadarda birbirlerini tamamlayan kudretlerin kaynaşmasıyla son sanılan bir sonsuzluğa ulaştı.

Toprak olsa da özümüz kimi zaman su gibi şekil değiştirip, kalıplardan taşıp, çatlaklardan sızıyoruz. Kimi zaman da ateş gibi ufak bir çıtırtıdan parlayıverip yakıyor, kavuruyor hatta yanıyoruz. İşte bu yüzden çok zor anlamak, anlatmak, anlaşılmak… Çünkü insanları yontup, şekil verip koyabileceğiniz standart bir insan kalıbı yoktur! Normlar, normaller, nüanslar tartışılmaya mahkum olgular olarak kalıyor ve tarih boyunca hep böyle kaldılar. Her ne kadar bu ‘iletişimsizlik’ iklimini yumuşatmak için felsefeyi, mantığı ya da edebiyatı kullansak da bazen tüm bunlar yetmiyor. Yetersiz oluyor orta yolu bulmada.

Tam bu noktada devreye anlaşmazlıkların doğurduğu soğuk rüzgarlar giriyor ve ‘hoşgörü’ namına ne var ne yoksa bazen yerle bir olabiliyor. İnsan olma vasıflarından yoksun fikirler kağıt üzerinde bile ürkütücü görünürken uygulamaya geçildiği anda ortaya çıkanlar gerçekten kanımızı donduran cinsten olabiliyor. Şeref, namus, onur gibi kutsal olgulardan olmak bir yana bizler, tüm bu acıyı salan yüzlerin nasıl evrimleştiğine tanık olabiliyoruz. Evet, bu bir evrim oluyor! Ama sürekli gelişme gösteren, savunulan -ki doğruluğu elbette ki tartışılır- teorideki gibi mükemmel olmaya doğru değil. Bilakis hayvan vasıflarını kendinde toplayan görünüşte insan gibi duran zavallı organizmalarla karşı karşıya kalıyoruz.

Tıpkı bugün olduğu gibi! Kendi ülküleri adına milyonlarca canı çiğneyip tükürecek kadar acımasız zihniyetlerin ‘devlet’ pankartıyla sırf kendi çıkarları için yaptıklarını söyledikleri bu vahşetin görünen, bilinen, izin verildiği ölçüde kameraların çekebildiği kadarını izliyoruz. Ve tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de yapılanlara ‘demokrasi’ gibi , ‘küreselleşme’ gibi etiketler vuruluyor. İşte sözler bile anlamsızlaşıyor bu raddede.

Bunları dillendirmek, tekrar tartışmak, kızmak, protesto etmek kimbilir bu yok oluşların mimarı yüzlere gurur olarak yansıyor.Yani biz burada ‘haksızlık’ diye haykırırken birileri gülümseyerek izliyor bu hali. Çünkü bu protestolar çoğunlukla sözde,k ağıtta kalan ama •nedense- bir türlü zihinlerde yer etmeyen başkaldırışlar olarak kalıyor.

Kimileri oldukça bariz olan bu dünya haline(!) ‘yeniyetme’ bir zihniyetle yaklaşıp kendilerini kahraman ilan ediyorlar. Bağırıyorlar, çağırıyorlar, taraftar topluyorlar.. Ancak sonunda susuyorlar, unutuyorlar, unutuluyorlar…

Mesele farkında olmak değil, bu farkındalığın getirdiği sancılara derman aramak, probleme çözüm getirebilmektir. Elle tutulur bir tepki verilecekse bu uygulamayla olmalıdır. Bunun bilincinde olanlar şimdilik susmayı yeğlediler belki de. Çünkü dünya bu kadar kör olamaz. Her ne kadar çarpık bir dönem nesli olsak da hala bir yerlerde adaletin gerçek tanımı yapılıyor olmalı.
Maceraperest, bir kıvılcımla alevlenecek , düşünmeyi ar saymış insanlar daha fragmanını izlerken mührü ellerine alıp kendilerini hüküm sahibi ilan ederken, aynı filmi kim bilir kaç kez izlemiş olan bilinçli kesimse susmakta kanımca… Ya da henüz izlediğimiz fragman bitmedi…

Hayırlı olabilmek dileğiyle…



14:51,25.10.2006

Hiç yorum yok: